Can Dündar'dan şok itiraf


Yazar Can Dündar, dün Gazete Habertürk'te yayınlanan fotoğraflarına ilişkin ilk açıklamayı kendi internet sitesinde yaptı: Bedel ödemeye hazırım


İŞTE O YAZI:

"Bir süredir kendimi dinliyorum.

İyi dinleyebilmek için susmuştum biraz...

Uzun sürdü, farkındayım.

Ama hem iş hem özel hayatımla ilgili olarak bu suskunluğa ihtiyacım vardı.

Bitti mi?

Hayır.

Ama basına yansıyan haberler karşısında konuşmak şart oldu.

* * *

Uzun konuşmayacağım.

Haberi yapanları suçlayacak değilim.

Fotoğrafı çeken arkadaş, kendisine verilen görevi yapmış.

Basan editör de öyle...

Bu, bir gazetecilik tercihidir.

Benim her zaman eleştirdiğim bir tercih...

Başkalarına yapıldığında ne deyip ne yazdıysam, aynısını şimdi kendim için söyleyebilirim:

Özel hayata müdahale bizim işimiz değil; olmamalı...

Yorumculara gelince...

Onlara sadece "İlk taşı, en masumunuz atsın" diyebilirim.

Bir de şunu hatırlatmak isterim:

Geçen ay Habertürk'ten gelen iş teklifini kabul etseydim o fotoğraf ne çekilir ne de yayımlanırdı.

Ama şimdi konu bu da değil:

Her kararın bir faturası olur.

Ben de kendi kararımın faturasını ödeyeceğim.

Yeter ki sadece bana ödetilsin.

* * *

Net'te konuya ilişkin geyik çeviren çoluk çocuğun aşina olduğu bir "kaçamak" değil bu:

Birini sevdim.

Ve -suçsa bu- hesabını, vermem gereken tek kişiye, eşime verdim.

Hem de haber çıkmadan önce...

Gerisi kimseyi ilgilendirmez.

Bugüne dek, arkasında duramayacağım hiçbir şey yapmadım.

Bu, benim hayatım.

Hatasını da, sevabını da üstlenmeye hazırım."


SONSAYFA YORUMU

İyi de Can Dündar, madem ki eşinizi bu konu da bilgilendirmişsiniz hanımefendinin haberi var ve gerçekten birini seviyorsunuz neden hala evliliğinizi sürdürüyorsunuz.

Çocuklara kötü örnek oluyor diye yazdığınız edebi tarzda kaleme alıınan bir dolu yazınız var. Sizce bu  durumda evliliğiniz devam etmesi topluma kötü örnek teşşkil etmiyor mu?

Hani sürekli eleştirdiğiniz çok eşlilik kavramı şu anki durumunuzla örtüşmüyor mu?

Resmi nikahlı eşinizin evlilik sürdüğüne ve siz de durumu kendisine izah ettiğinize göre bu durumu kabul etmesi ve susması ne anlama geliyor?

 

Ne işin vardı Bebek'te be Can(!)..
Ne işin vardı Bebek'te be Can(!)..
17 Eylül 2009 Perşembe 13:56
Eşine olan aşkını her fırsatta dile getiren Can Dündar, Bebek açıklarında esmer bir güzelle öpüşürken objektiflere yakalandı.

 GAZETECİLER.COM (ÖZEL)- Pakize Suda, pek deneyimli bir "Hanımefendi" olarak Hürriyet'te çalışırken, gelenekselleşmiş halk deyişlerinden birini yazmıştı...

Hatırımızda kaldığı kadarıyla şöyle idi:
“Erkek kısmı elini cebine attı mı işte o şeyini tutacak. Eğer elini cebine attığında mangırları tutarsa o herifi hiçbir kadın eve bağlayamaz”…
Nemci Onur da, “Para Babası” isimli romanında şöyle dedirtiyordu roman kahramanlarından birine:
“Türk erkeği parayı buldu mu önce karısını, sonra da arabasını değiştirir”…
Can Dündar mütevazı bir gazeteciydi…
Aybaşını zor getiriyordu…
Karısı ise onun romantizmini, kendisine duyduğu sevgiyi ve sadakatini seviyordu…
Ne yokluk ve zor geçen günler umurundaydı…
Ne de vitrinlere özenerek bakmak…
İşte o günlerde Can Dündar’ın yıldızı hafiften parlamaya başladı…
AKTÜEL, genç karı-koca ile söyleşi yaptı…
Can Dündar en büyük hedeflerinden birinin, karısına boğazda, deniz manzaralı bir villa satın almak olduğunu söylüyordu…
Karısı ise Can’ın bunu başaracağına inandığını belirtiyordu…
Belli ki gerçekten de birlikte yaşlanmaya söz vermişlerdi birbirlerine…
Acı acı gülmüştük…
Acı acı gülmüştük çünkü hayatı çok genç yaşta tanıyanlardan biriydik…
Acı acı gülmüştük çünkü çevremiz, fukara geçen gençlik günlerinden sonra birden palazlanınca hemen genç bir sevgiliye koşan arkadaşlarımızla doluydu…
Acı acı gülmüştük çünkü Can’ın gözleri o villayı alabilecek güce ulaştığında karısının yerine başka denizlere yelken açacak erkek gözleri gibi bakıyordu…
Oldu işte sonunda…
Gazete HT yine patlattı bombayı…
Hem de ne patlatmak…
Peki…
Soru 1) Can, HABER-TURK TV’nin program yapma teklifini kabul etseydi de bu görüntüler yayımlanır mıydı?
Soru 2) Can, bu kaçamağı avucunun içi gibi bildiği Ankara’da yapsaydı yakalanır mıydı, yoksa sota bir yere mi giderdi?..
Siz cevapları düşünürken bir mini analiz yapalım…
Çapkınlık büyük yetenek isteyen bir eylemdir…
Onun için eski erkekler, “karda yürü izini belli etme” derler…
Can belli ki amatör çapkın…
Yahu kardeşim ne işin vardı gazeteci milletinin “fink attığı” Bebek’te…
Hele deniz takside…
Bebek’te devekuşu başını kuma gömse görünmez ama evli bir ünlü, hele bir de gazeteci – televizyoncu ise yerin dibine girse herkes görür, herkes duyar…
Ah Can ah!...
İki elin bir dilin ve sevimli yüzünle, şu çapkınlık işini doğrultamadın yani…
Not: Bu mini analiz(!) Can Dündar’ın sevgilisiyle öpüşürken çekilmiş görüntüleri üstüne yapılmıştır…

Aslında bu fotoğrafı görmezden gelecektik.
Baktık olacak gibi değil...

Gazeteciler.com ekibi olarak aramızda bir düelloya tutuştuk.
Bir grup arkadaşımız 'Bu fotoğraf haberdir, Can Dündar'ın özel hayatı da bir o kadar merak edilir' diyerek haberin yayınlanmasını isterken, bir grup arkadaşımız da 'Can Dündar'ın özel hayatı değil mesleki açıdan başarıları bizi ilgilendirir' diyerek yayınlanmamasını istedi.
Ama büyük çoğunluk 'yayınlansın' deyince biz de yer vermeye karar verdik.
Bakalım Dilek Dündar, bu fotoğrafı görünce ne tepki verecek?

İŞTE O HABER VE FOTOĞRAF

"Romantik yazıların usta kalemi evli Can Dündar, Boğaz'da genç bir kızla öpüşürken yakalandı. 18 yıldır Dilek Dündar ile evli ve bir çocuk babası olan usta gazeteci önceki gün yanında esmer genç bir kızla Bebek'e geldi.

Arabasını park ettikten sonra yanındaki kadınla Boğaz'da çalışan deniz taksilerden birine bindi. Güzel havanın ve boğazın tadını çıkartan ikili tekne kıyıdan iyice uzaklaştıktan sonra öpüşmeye başladı.

Yazılarında sürekli eşine duyduğu aşktan bahseden Dündar'ın bir kadınla yaptığı kaçamak görenleri çok şaşırttı. Dündar geçen yıl eşine yazdığı bir yazısında şunları söylüyordu:

''Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi aynı amaç için savaşan neferlerdendik bu hayatta.  Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima..." (Habertürk)

Pakize Suda
Can Dündar meselesi
21.09.2009 16:57:18
CAN Dündar sevgilisiyle öpüşürken görüntülendi, kıyamet koptu.
Çünkü zamanında bu konularda büyük konuşmuştu, haliyle herkese “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” deme hakkı doğdu.
Bu vesileyle “gazetecilerin özel hayatı haber olur mu” tartışması da gündeme geldi.
Neden olmasın?
Madem epeydir hepimiz “artistik pozlar”la bakıp duruyoruz köşelerimizden...
Evet, gazeteciler de ünlüdür artık; onlar da sanatçılar, sporcular, sosyetik güzeller gibi göz önündedir ve olacağı budur.
Hem sevgiliyle dört duvar arasında değil de gökkubbenin altında öpüşülüyorsa bu “özel hayat” sayılmaz.
“Umuma sunulmuş hayat”tır bu.
Ne yani... Yatak odasına gizli kamera mı konulmuş, yoksa telefonları mı dinlenmiş Dündar‘ın?
“Zaten bunlar magazincilerin değil devletin işidir!” demek suretiyle lafımı da sokmuş olayım bir yandan.
Bakın “asıl özel hayata girme işi”, Can Dündar‘ın da ustası olduğu belgesellerle yapılmaktadır bana sorarsanız.
Bir dolu insanın gizli kalmış ilişkilerini...
O ilişkilerin detaylarını...
Kişilerin korkularını, zaaflarını...
Hepsini belgesellerden öğrenmedik mi?

Aslını okumadım ama başka köşelerden öğrendiğime göre Serdar Akinan, Can Dündar‘ı savunurken genel yayın müdürlerinin kadın yazarlarla yattığından, herkesin mesai arkadaşlarıyla karısını, kocasını aldattığından falan söz etmiş.
Bizimkiler ayağa kalkmış.
Tıpkı meslektaşlarına bir laf ettiğinizde Tabipler Odası’nın, Kapıcılar Derneği’nin falan ayağa kalktığı gibi.
Oysa uzmanlar da “işyerinde aşk”ın ne kadar yaygın olduğunu söyleyip duruyorlar.
Bizim işyerlerimizin öteki işyerlerinden farkı ne?
Biz de insanız, bizim de ruh ve beden sağlığımız yerinde çok şükür!
Evet, patronuyla, müdürüyle, mesai arkadaşıyla, ama âşık olduğu için, ama karşısındakinin konumundan yararlanmak için ilişkiye giren kadınlardan bizim sektörde de var. Yahut dışarıdan herhangi biriyle karısını, kocasını aldatanlar...
“Yok” diyebilir miyiz arkadaşlar?
Peki o zaman üç kişi bir araya gelindiğinde neden kimin kiminle yattığından bahsediliyor habire?
Tamam köşelerinizde de isim isim yazın bunları demiyorum ama biri dile getirdiğinde “dernekleşmeyin” bari.
Can Dündar meslektaşlarından farklı olarak sokağa çıkmıştır, o kadar. Yurtdışına çıksaydı halbuki...

Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Her zaman söylerim, 50 yaşına gelen her kadın “her şey”e hazırlıklı olmalı.
Kocasının başka bir kadınla öpüşürken çekilmiş fotoğrafını görmeye...
Cep telefonunda aşk mesajları bulmaya...
Bir gün kocasının, karşısına geçip “Ben âşık oldum” demesine...
Bakın, kadın 50 yaşında ya menopoza girmiştir ya da girmek üzeredir.
Sıkıntısı çoktur.
Çoğu erkek bu sıkıntılara katlanamaz.
Gider kendine henüz “cıvıldamakta” olan genç bir kadın bulur.
Evet, durum bu kadar basit, net ve maalesef acımasızdır.
Bir sürü şey eveleyip geveler erkek...
İnanmayın.
Tek “sorun” kadının menopozudur.
Çoğu erkek kadını “sorun”uyla başbaşa bırakır gider.
Bu kadar.
Gerisi palavradır.


Veyis ATEŞ
Aşk Kaç Kişiliktir?
22 Eylül 2009 Salı

Evli, eşini seven, çocuğuna düşkün bir erkek ya da kadın, başka birine âşık olabilir mi?

 

Misal, Can DÜNDAR.

 

DÜNDAR’ın aşkını deklanşöre dokunan bir parmak “patlatınca”, “uzman" gazetecilerimiz malum fotoğrafın bir haber niteliği taşıyıp-taşımadığını; Dilek’in, Can’dan boşanıp-boşanmayacağını; Ege’nin velayetinin kimde kalacağını tartıştı, tartışıyor.

 

Akşam’dan Serdar AKİNAN hızını alamayıp “Medyada bu haltı yemeyen yoktur” gibi bir "tez "attı ortaya da, mahalledekiler etrafına bakındı, “Kimden bahsediyor?” diye.

 

“İşin ehilleri” bundan sonrasını yaza-tartışa dursun, gelin biz olayın biraz derinliklerine inelim.

 

Kaç kişiliktir gerçekten aşk?

 

Bir…

 

İki…

 

Üç…

 

İkiden sonrası ahlaksızlık mıdır?

 

Peki, “duygu MİT’imiz” sahiden âşıksa her iki kadına da?

 

Her ikisi ya da her iki aşktan birinin sahiciliğini test edecek bir ölçü birimi var mı?

 

Eşini severken de, “Su Samuru”ndaki halinde de samimi ise gerçekten…

 

Olamaz mı?

 

Kim karar verecek buna?

 

Can/Dilek DÜNDAR mı, “teknedeki esmer” mi, yoksa seyirciler mi?

 

Ali KIRCA’nın “yiğitliğini” sergilediği o malum görüntü sonrası 19.08.2006’da Milliyet’teki köşesinde Can DÜNDAR şu satırları yazmıştı.

Şöhret avcıları, içinde konuştuğumuz renkli camın ışığına koşuyordu ve kalabalıklaştıkça önümüzü görmemizi engelliyordu.  Çevreden çürük kokusu geliyordu; pahalı parfümlerle giderilmeye çalışılan kesif, kötü bir çürük kokusu... Kokuyu erken alanlar, uzak durdular. Kendini korumayı bildi. Bilemeyenler, yenildi. (…) Ali Kırca özel hayatına gereken özeni göstermemekle hata etmiş olabilir, ama bu zaaf yüzünden onun Türkiye yayıncılığına attığı imzayı bir kalemde silip atabilir miyiz? (…) İnsanların hayatını, yapıtından ayırmalıyız.

Ne denir bu yazıya?

Mesleki dayanışma mı, geleceği görüp tedbir almak mı, yoksa “büyük konuşmamak lazım” ın bir başka söyleniş biçimi mi?

Söz, aşkın tekil ve çoğul hallerini anlatan şairde…

Aşk bir kişilik
Stand-up gibi.
Kendin çalar
Kendin oynarsın seyircisiz
Onun ruhu bile duymaz.
Platoniktir..
Suya yazılan yazı gibidir...

Aşk iki kişilik
Bir çift gözden
Elektrik alırsın
Ve umulmadık bir anda
Çakar şimşekler yüreğinde
Siyah saçlar dalgalanır rüzgârda
Bulutlara uçurur seni en derin duygular...

Aşk üç kişilik
Yasak olur o zaman
Olmaması gereken olmuş
İhanet karışmıştır aşka
Baltayı taşa vurmuşsun
Yani çıkmaz sokağa
Bataklığa saplanmış
Can çekişmede artık aşk...

Hacer ALKAN
Sürtük!
25 Ocak 2009 Pazar
Elimdeki kitabın ismi bu... Yazarı, Leora Tanenbaum...
Kitap, feministçe... İçinde kadınların "adlarını kötüye çıkaran" gerçek hikayeler var... Aslında bu hikayeleri okuyunca "feminist" olanlara hak vermemek elde değil.

Kitap ABD'den hikayeler anlatıyor.
Ama aslında bizde de öyle değil mi?

Sevgili üstüne sevgili değiştiren erkek "çapkın"dır...
Aynı şeyi yapan bir kız ise "sürtük"dür...

Bir erkek sevgilisini aldatırsa "Don Juan"dır...
Kadın bunu yaparsa "fahişe"dir...

Bir erkek atak ve girişkense "Casanova"dır...
Bu bir kadın ise "şıllık"tır...

Kitabın başında bir liste var...
Listede cinsel açıdan ismi kötüye çıkan kadın ve erkeklere takılan sıfatlar sıralanmış...
Çifte standartı gösteren bir örnek...

Erkekler için kullanılan olumsuz sıfat sadece 2 tane;
*Aygır
*Jigolo

İş kadınlara gelince bakın listede neler var;
*Sürtük
*Orospu
*Şıllık
*Kaltak
*Fahişe
*Hafif meşrep
*Kucak kadını
*Erkek delisi
*Sokak kadını
*Yırtık
*Haspa
*Kancık
*Zilli
*Kaldırım yosması
*Yelloz
*Kahpe
*Motor
*Fındıkkıran

Hani feministler kadın-erkek eşittir diyor ya...
Yok anacığım...
Şu liste bile "eşit" kelimesine ihanet...

Fatih Altaylı
Basit soruya yanıt alamadık
23.09.2009 08:39:54

Aldatılan her kadın potansiyel Diana’dır

TOPRAĞI bol olsun Prenses Diana öleli yıllar oldu, aşk hikâyeleri hâlâ gündemde.
Korumayı, binicilik hocasını,Amerikalı işadamı,Arap mağazacıyı falan biliyorduk da, sonuncusu sürpriz oldu.
Fransa’nın en Fransız Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing de Diana’nın sevgilileri arasındaymış.
Giscard d’Estaing’i hatırlayınca Fransa için üzüldüm.
Giscard gibi,Mitterrand gibi, Chirac gibi adamlardan sonra Sarkozy gibi bir adamın cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması
Fransa’nın da ciddi bir bunalım yaşadığını gösteriyor olsa gerek, ama konumuz bu değil.
Prenses Diana, şimdi iyice ayyuka çıkan aşk hayatıyla “hafif kadın” gibi görünüyor.
Ama bence durum bu değil.
Diana’nın böyle olmasının bir nedeni var.
Prens Charles.
Prens Charles’ın evlendiği gün Diana’ya söylediği çok alçakça bir cümlede yatıyor her şey.
Evlilik akşamı Charles şöyle diyor Diana’ya: “Tamam evlendik.
Sen artık Galler Prensesi’sin ve bir gün Kral’ın eşi olacaksın. Ama benim bir de özel hayatım var ve bu özel hayatımın en önemli parçası Camilla’dır. Seninle evlenmiş olmam Camilla’dan vazgeçeceğim anlamına gelmez. Bu konuda bir
daha hiç konuşmayacağız.”
Şimdi kendinizi o gencecik ve hayli güzel genç kadının yerine koyun.
Ne yapardınız?
Diana’nın yaptığını değil mi?
Her aldatan erkek ya da aldatmadan çokeşli yaşamayı tercih eden, bunu marifet sayan erkek, bilmelidir ki, eşi “potansiyel bir Prenses Diana” dır.
Kadınları Diana yapan erkeklerdir.


Yorum Yaz