Ayşe Arman coştu: Memelerim taş, popom tepsi gibi


 

 

 

Ayşe Arman coştu: Memelerim taş, popom tepsi gibi Ünlü gazeteci Ayşe Arman'dan çarpıcı açıklamalar! Arman'ın Vatan gazetesine verdiği röportajı okuyunca şok olacaksınız.

Ayşe Arman'la Akaretler'de sokak röportajı yaptık.

Sevdiğim adam nasıl bir başka kadının odasında uyuyamazsa çocuğum da dadısının odasında uyuyamaz.

Yeni çıkan kitabı "Alya, sevgilim ve ben. Bizim hikayemiz"den yola çıkarak, hamilelik, doğum, lohusalık, çocuk bakımı üzerine konuştuk. Biz çok eğlendik! Siz de keyifle okuyun!

Bazıları Ayşe Arman'ın yazılarının altına çomak sokuyor, kurcalıyor, sahici olmayan bir yanını bulmaya, hevesle bir açığını yakalamaya çalışıyor. Anne yazılarını acımasızca eleştirenler oluyor. Yok kaç pişmaniye yemiş de, yok hangi göğsünden daha çok süt gelmiş de... Kendi kendine de haksızlık ediyor: "Evet, seks manyağıyım, var mı?" diyor. Yani kadına zorla bunu söyletiyoruz. Halbuki ne alakası var? O, bana göre kendi hayatı üzerinden topluma ayna tutuyor. Yazılarıyla birçok ailenin hayatına fantezi katıyor, seks hayatlarını iyileştiriyor, çiftleri seksi konuşur hale getiriyor. Uzmanlarla yaptığı röportajlarda cinsellik konusunda bilgilendiriyor. Bunları "Şöyle faydalı bir iş yapayım" diye yapmıyor belki... Ama ben biliyorum ki satır aralarındaki bir iki cümlesi bile birçok kadının hayatını değiştiriyor, kendilerini, ilişkilerini olumlu ya da olumsuz yönde sorgulamalarına yol açıyor. Bu toplum hâlâ birçok şeyi konuşmuyor, konuşamıyorken, kadın yıllardır bas bas bağırıyor! Oh ne iyi yapıyor! Düşünüyorum da kendi kitabımda bile "hamilelikte seks"i sansürsüz yazabildiysem, bu önce Duygu Asena'nın, sonra Ayşe Arman'ın açtığı yol sayesindedir. Kendi adıma onlara teşekkür ediyorum. Tabii bir de kocamın açık fikirliliği sayesinde! Hakkını yemeyeyim. Neyse efendim, Arman geçen perşembe bir kitap çıkarttı: "Alya, sevgilim ve ben. Bizim hikayemiz." Kitabın yazar gelirini de LÖSEV'e bağışladı. İnşallah çoook satar ve tedavi görmeyi bekleyen binlerce çocuğun hayatına sihirli bir değnek değmiş olur. Kitap vesilesiyle kendisiyle görüştüm. Ama koşturmacası olduğu için sokakta! Hızlı hızlı kahvemizi içerken, hamilelik, doğum, lohusalık, çocuk bakımı üzerine konuştuk! Yine harika şeyler söyledi. Çaktırmadan anne adaylarına ve annelere müthiş bilgiler verdi. Koltuğunuza keyifle kurulun ve okumaya başlayın. Ha bu arada bu röportajın altında hinlik, cinlik aramayın. Yok çünkü!

AYŞE ARMAN'IN SEKSİ FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN!

Annelik ve inanç

Çocuk beni daha inançlı yaptı, duygu kanallarım açıldı

* LÖSEV'den başlayalım. "Anne olunca anlarsın" durumu mu bu? Önceden böyle bir şey yapmak aklına gelir miydi?

Yok gelmezdi. Eskiden kendimle daha çok ilgiliydim. Şimdi başkaları için de bir şeyler yapmak istiyorum. Şimdi iyi insan olmak istiyorum! Tabii LÖSEV'e para toplayınca ya da böyle sosyal sorumluluk işlerine girince, iyi insan olmuyorsun ama hiç yoktan iyidir. Bu arada biliyorsun değil mi, fikir bana ait değil. Ömer aklıma soktu. Dünyanın en duyarlı kadını pozlarına girmeyi çok isterdim ama o beni yönlendirdi. "Proje müdürün kim?" diyorlar, açıklıyorum: Sevgilim. BP'den kalan zamanında benimle uğraşıyor!

* Ama anne olduktan sonra, başka türlü bir farkındalık başladı...

Deli misin? Hem de nasıl. İnsan oldum ben! Yemin ederim duygu kanallarım açıldı, şarıl şarıl... Ota, b..ka ağlıyorum. Ve işe yaramak istiyorum. Anne olmak beni daha inançlı yaptı, halden anlar yaptı, sabırlı yaptı. Büyüttü beni, büyüttü. Daha kadın yaptı. Daha güzel yaptı, daha dişi yaptı. Daha verici yaptı. Daha akıllı yaptı. Bir sürü işi aynı anda yapabilmek gerekiyor, eskiden böyle bir kapasitem olduğundan bile haberim yoktu. Bütün çalışan ve her şeye yetişen anneler gibi, yani kafası kesik tavuk gibi oradan oraya koşturuyorum ama mutsuz da değilim. Gücümü fark ettirdi annelik bana.

Hamilelik ve spor

6 aylık hamileyken denize balıklama atladım

* Hamileliğinde ne çok koşturmuşsun. Günde 45 dakika koşu bandı! "Bir dur" diyen olmadı mı?

Yok ya. Ben rahat ve problemsiz bir hamilelik geçirdim. Bu konuda Allah'ın şanslı kullarından biriydim. 6 aylıkken balıklama atlıyordum. Ama tabii karnımın üzerine değil, nasıl atlamam gerektiğini biliyordum. Bu röportajı okuyup doğuma iki ay kala kimse balıklama atlamaz değil mi? Lütfen atlamayın! Son aya kadar da yüzdüm, koşu bandında 5.5'de yürümekte ne var? Deliler gibi koşmuyordum ki... Tabii ben herkesten uzakta Dubai'de geçirdim hamileliğimi. Orada sinirlerin alınmış bir halde yaşıyorsun. Kimse görmüyor, "Aaa oran buran şişmiş!" demiyor. Dip boyamın gelmesine bile aldırmıyordum. Güzel olmaya mecbur değildim. Görsen, tam bir kasaba gülüydüm. Sonra tıpış tıpış Dubai'deki Amerikan Hastanesi'ne gittim, epidural sezeryanla doğurdum.

*Sezaryen mi normal mİ?

Vajinam bozulur, seks hayatım altüst olur diye korktum

* Korkmadın mı?

Korkmaz mıyım? Doğum, hiç doğurmamış biri için "ölüm" gibi bir kavram. Müthiş bir bilinmezlik. Tabii ki "Her şey kontrol altında canım!" numaraları çekiyorsun, ama aslında üç buçuk atıyorsun. Sana kim ne anlatırsa anlatsın, "Hı hı" diyorsun ama anlamıyorsun, başına ne gelecek bilmiyorsun. En azından bana öyle oldu. İçimi ferahlatan tek şey, "Milyonlarca kadın doğurduğuna göre, zair ben de doğururum!" oldu.

* Peki doğum normal mi oldu, sezaryen mi?

İtiraf ediyorum, normal doğumdan da korktum. "Kıvrana kıvrana mı doğuracağım?" dedim. "Vajinam deformasyona uğrar mı, seks hayatım alt üst olur mu?" dedim. Sezaryen daha kolay geldi. Bir de İstanbul'da sezaryen modası var ama Dubai'de sezaryen dediğin zaman sana acıyarak bakıyorlar. "Bir komplikasyon mu var?" diye soruyorlar. Orada doğum derslerine gidince, çark ettim, "Bu normal doğum müthiş bir şey. Ben de normal doğurmalıyım!" dedim, ama kısmet değilmiş olmadı. Peki epidural sezaryenden şikayetçi miyim? Hayır. Çabuk ve problemsiz oldu. Normal doğuma göre bilinmeyeni daha azdı. Çocuk mis gibi çıktı. Fakat ben o zamandan beri karnımı eritmeye çalışıyorum! Normal doğumda vücut kendini çok daha kolay toparlıyor, sezaryencilerin düz bir karına sahip olabilmek için daha fazla efor sarfetmeleri gerekiyor. Ama kimseye "Onu ya da bunu yapın" demem. Bu işin doğrusu yok, ne hissediyorsanız odur doğru olan. Çok mu konuştum? Sen kes arada beni...

Hamilelik ve seks

Biz devam ettik, son haftaya kadar seviştik

* Yok yok... Peki ya seks? Bazıları koca bir karınla sevişmeyi itici bulurken, bazıları büyüyen göğüslerin tadını çıkarmak için daha sık sevişiyor. Bebeğe zarar gelmesinden korkanlar da var. Sen nasıl yaşadın bu süreci?

Biz valla Allah ne verdiyse devam ettik. Son haftaya kadar filan. Ama yani sevişmek dediğin şey de sadece penetrasyondan ibaret değil ki. Sevişmek deyince insanlar bir tek bunu anlıyor. Halbuki bunun mastürbasyonu var, oral seksi var. Ve insanın karnı kocamanken de bir sürü şey yapılabiliyor.

Şimdi unuttum hangi haftalardaydı, insan bir dönem azıyor... "Ben suçlu değilim, hormonlarım suçlu!" diye, Ömer'i evin içinde kıstırmaya çalışıyordum. O benimle hep dalga geçti, beni itici filan bulmadı.

Memelere gelince evet, taş gibi oluyorlar, süper! Her şeyi akışına bırakmalı. Yani "Ne hiç aklıma gelmedi!" doğru, ne "Hiç aklımdan çıkmadı ki!" Gelirse aklımıza, canımız da isterse, bizi kimse durduramaz. Hamilelik de buna engel değil. Bebeğimiz de suyun içinde ne güzel sallanır! Ben böyle bakmaktan yanayım.

"Karımın içinde bebek var, ben onun üzerine çıkıp onunla sevişemem" diyenler için üzgünüm. "Doğururken karımın yanına giremem, onun içinden bir bebek çıkardığını göremem, görürsem onunla bir daha sevişemem" diyenler için de üzgünüm. İki gruptaki erkekler de neler kaçırdıklarını bilmiyorlar!

Sigara ve içki

Hamile olduğumu öğrendiğim gün bıraktım

* Hamileyken canın içki-sigara çekmiş? Peki içtin mi?

Sigara hiç içmedim. Hamile olduğumu öğrendiğim gün bıraktım. Ve sıkı içiciydim, üç paket içiyordum günde. İçmiyordum, yiyordum! Tık diye kestim. Ama rüyalarımda hâlâ görüyorum. Ve sarhoş olmamaya çalışıyorum, yeniden başlarım diye. Çünkü severek içiyordum. Özlüyorum da anasını satayım. Ama şimdi kokusu bile rahatsız ediyor. Nasıl öpüşürmüşüz sigaralı ağızlarla? İçkiye gelince, bir kadeh şaraptır, bilemedim iki kadeh, o kadar.

Anne ve dadı ilişkisi

Dadıyı kıskanıp mesafe koydum

* Dadıyı kıskandın mı? "Annesi benim, o değil" diye düşündüğün, araya mesafe koyduğun oldu mu?

Tabii ki oldu. Mesela ilk dadımız Gülşen Hanım, baştan kendi çalışma biçimini söyledi ve Alya onun odasında kalsın istedi. "Mümkün değil!" dedim. Sevdiğim adamın nasıl bir başka kadının odasında olmasını istemezsem, çocuğumun da istemem. Belli ritüelleri benimle yapsın istedim. Mesela akşamları hep ben uyuttum kızımı. Hâlâ ben uyutuyorum. Fedakârlık da yaptım. Hep geç gittik bir yerlere, benim uyutma manyaklığım yüzünden. Ömer'in sinir yaptığı da oldu. Beş dakikada olmuyor o iş, bir sürü kitap okunacak, hayaller kurulacak, sorular sorulacak, cevap verilecek, iyici sarılınacak filan falan. O kadar hoşuma gidiyor ki onu uyutmak, hiçbir şeye değişmem.

Emzirme

Seksle alakasız kutsal bir duygu

* İyi de, Alya bebekken zor olmadı mı? Ben o dönem dadının gözünün içine bakıyordum. Benimkiler çok gazlı ve çok ağlayan bebeklerdi.

Seninki başka bir durum. Hangi birine yetişeceksin? Ben öyle değildim ki. Yine şanslıydım çünkü problemsiz, gazsız bir bebekti Alya. Ve ben bir inek gibi emziriyordum. Üstelik bu emzirme işine bayıldım, öldüm, bittim -ki memelerim çok hassastır benim- "Nasıl emzirebilirim, onlar benim cinsel organlarım" diye düşünürken, seksle alakası olmayan inanılmaz kutsal duygular filan yaşadım. Alya ile ayrı bir dünyaya giriyordum, inanılmaz mutluydum, mevsimler geçsin, zaman dursun, aksın neyse, benim hiç umurumda değildi. Hani "Sokaklarda olayım, hayatı kaçırıyorum" gibi duygularım olmadı hiç. Acayip tadını çıkardım.

Lohusalıkta depresyon

Hormonlarım açısından şanslıydım

* Doğum sonrası depresyon yaşadın mı?

Doğum sonrası depresyon yaşadığım söylenemez. Tabii ki bedenim şişti, bir yıl regl olmadım, bir tür menopoz gibi. Üstelik bir sürü insan zayıflarken, ben emzirirken kilo aldım. Güzel olduğumu söylemek mümkün değildi, hayatımda olmadığım kadar iri oldum. Ki çok kafaya takarım ben kiloyu miloyu. Yine de depresif değildim. Ben neye bağlıyorum biliyor musun? Bir hormonlarım açısından şanslıydım. Bir de geç anne oldum ve anne olana kadar bir sürü şey yaşadım. Acayip aşklar, iniş çıkışlı duygular, uçlarda yaşamalar. Pek aklımda kalan bir şey olmadı. O yüzden de "Hani şu çocuk sussa da bilmem ne işimi yapsam!" olmadım. Ama tabii böyle ukalalık ettiğime bakma... Benim evden yapabileceğim bir işim vardı, bu da çok önemli. Bir şirkete gitmek zorunda olsam, nah böyle konuşurdum.

Doğum sonrası seks

Sevişirken her taraf süt oluyordu

* Doğum sonrası sekse geliyorum. Hormonlar yüzünden benim libidom yerlerdeydi. "Acaba hep böyle mi kalacağım" diye ödüm koptu. Bu süreci nasıl yaşadın?

En sevişken dönemimde değildim. Ama hiç alakam yok da değildi. Daha düşük bir libido, diyebiliriz. Çünkü regl de olmuyordum. Yani Ömer'le sarılalım, biraz yiyişelim ama esas olan Alya'ydı. Bazen sevişirken her taraf süt oluyordu, fışkırıyordu. Allah'tan bunları dert etmeyen, espriye vuran bir sevgilim var. Yine de ben "işleyen demir ışıldar"a inanıyorum. Seksi hep bir şekilde hayatımızda tutmalıyız. Doğum öncesi, doğum sonrası... Hani bunu bir programa bağlayalım, "cumartesileri sevişelim" demiyorum, ama öyle ya da böyle gündemde tutmak gerekiyor. Yoksa çıkar gider, gelmez de anasını satayım. Ben o yüzden dikkat etmeye çalıştım. Tamam ben anneyim ama aşık olduğum adamın da sevgilisiyim. Benim bedenim bana ait olduğu kadar ona da ait. Haz vermek de, benim için haz almak kadar önemli.

Doğum sonrası estetik

Karnıma liposuction yaptırabilirim

* Vallahi ben de öyle düşünüyorum. İyi ki doğurmuşuz, doğurmasına da... Sonradan memelerin sarkması, karın derisinin buruşması haksızlık değil mi? Doğum sonrası estetik hakkında ne düşünüyorsun? Sen yaptırdın mı?

Memelerime bir şey olmadı, o kadar da emzirdim. Hâlâ bedenimin en taş yeri. Popomda zaten hiçbir zaman iş yoktur, tepsi gibidir. Bacaklarım kalınlaştı, şimdi normale döndü. Bir tek karnım eskisi kadar düz değil, minik katlarım var ve hep içime çekmem gerekiyor. Yine idare ederim ama başka bir bedene sahip oldum. 5 kilo fazlamı da bir türlü veremedim. Ara ara "Liposuction mı yaptırsam mı?" diyorum. Ama neme lazım ölürüm filan! Olabiliyor ya estetik ameliyatlarında öyle saçma şeyler! Neyse, gerçekten düzenli spor yapıyorum. Pilates, hypoksi, lpg... Öyle yan gelip yatmıyorum, ama buna rağmen "bana mısın" demiyor. Tüm bu faaliyetler sadece aynı kiloda kalmamı sağlıyor. Yine de düşününce, her şeye değer...

Vatan

26.12.09 17:49

 

 

Ayşe Arman kaybetti çünkü…
Ayşe Arman kaybetti çünkü…
27 Aralık 2009 Pazar 14:46
Ayşe Arman kaybetti çünkü....

Vatan'dan Ayşe Aydın ile yaptığı söyleşide, yeni çıkan kitabı "Alya, sevgilim ve ben. Bizim hikayemiz" üzerine konuşurken, hiç gereksiz yere “memelerim taş gibidir” diyen Ayşe Arman kaybetti…

 

 

 

Arman'ın memesini merak eden oyuncu!

Arman'ın memesini merak eden oyuncu!
29 Eylül 2009 Salı 15:52
Şu sıralar Ayşe Arman'a epey bir takmış. Soyunarak gündeme geldiğini düşünüyor. Hatta 'memelerini açsın' diye de çağrı yapıyor!

Hülya Avşar'ın 'Hülya Avşar Soruyor' programına eski eşi Arzu Balkan ile katılan Tamer Karadağlı ilginç açıklamalar yaptı.

Kadın-erkek ilişkilerinin konuşulduğu programda Hülya Avşar, bir araştırma şirketiyle yaptıkları araştırmalar neticesinde sorulan sorular ve verilen yanıtları paylaştı.

Çok heyecanlı olduğu gözlenen Hülya Avşar'ın, Can Dündar'ın bir kadınla öpüşürken 'Su Samuru' isimle teknede yakalanmasıyla ve bu olaydan sonra Serdar Akinan'ın 'Hepimiz Susamuruyuz' başlıklı yazısından da bi haber olduğu anlaşıldı.

'AYŞE ARMAN'IN MEMELERİNİ MERAK EDİYORUM'

Halit Ergenç'in karısı ile yaptığı röportaj sonrasında Ayşe Arman'a taktığını açık bir dille söyleyen Tamer Karadağlı, Ayşe Arman'ın da soyunarak gündeme kaldığını söylüyor ve memelerini açması için çağrıda bulunuyor.

İşte o konuşmalar;

Tamer Karadağlı ; 'Ayşe Arman sürekli poposunu açmaya çalışıyor. Ama Oktay Ekişi'yi ben bir gün kravatsız görmedim. Ayşe Arman'a taktım ben. Sanırım  Halit Ergenç'in karısı ile yapılmış bir röportajı vardı. Ondan sonra taktım. Taraflıydı..

Hülya Avşar : Kötü kalplilik vardı.

Tamer Karadağlı; Ayşe Arman niye soyunmaya çalışıyor. Gündeme gelmek için mi? Gazetecilik fikrin ortaya konması değil midir? Görselliğe niye kayıyorsunuz. Oktay Ekşi'yi ben bir gün kravatsız görmedim. Siz hiç Oktay Ekşi'yi boxer ile gördünüz mü?

Arzu Balkan: Fikri olanlar yazıyor fikri olmayanlar böyle şeyler yapıyor o zaman...

Tamer Karadağlı; Herkes ünlü olmaya çalışıyor.. Ünlü olda nasıl olursan ol,  Çok doğru o zaman bu durumda Ayşe Arman'a kızmaya gerek yok..... Ben memelerini merak ediyorum Ayşe Arman'ın... Kocası nasılsa bir şey demiyor soyunmasına... Merak ediyoruz hepimiz...

Hülya Avşar: Kapanacak şimdi... (Avşar kızı şaşkın)

Tamer Karadağlı: Niye meme demek ayıp değil ki.. Eşi de soyunmasına kızmıyor zaten. Hepimiz merak ediyoruz memelerini.

Hülya Avşar: Program kapanacak...

 

 

 

 

 

Bir “YAZAR” neden soyunur?
27 Aralık 2009 Pazar
Sevda Türküsevsevda_turkusev@yahoo.com
 

Bir yazar

neden soyunma ihtiyacı hisseder?

 

Bir yazar neden verdiği röportajın çekilen resminde deriiiiiin yırtmaçlı bir elbise giyer ve bacaklarını göstermek ister?

 

Neden genel toplumsal aile yapısında “mahrem” sayılan aile içi hallerinin fotoğraflarını toplumun gözünün içine sokmak ister?

 

Ve bir yazar ve özellikle bir kadın yazar neden ha bire kendi cinsel hayatını ortaya koyar?

 

Ve bunlarıda çok matah bir şeymiş gibi yazar çizer?

 

İşte Ayşe Arman’ın son çıplak ya da diğer bir tabirle erotik pozlarından sonra şimdide yeni kitabında kendi aile hayatını tüm açıklığı ile yazmış ve topluma sunmuş.

 

Ne güzel, toplum olarak çoooook güzel örnekler göreceğiz öyle değil mi?

 

Bir sinema sanatçısının bir şarkıcının soyunmasını, özel hayatını reklam olsun diye oratya sermesini bir şekilde anlıyoruz da, bir yazarın soyunmasını anlamak mümkün değil.

 

Amacı dikkat çekmek ise evet, gayet kötü bir şekilde dikkat çekiyor…

 

Acaba bu yaptıklarını alkışlayanların kaç tanesi Ayşe Arman’ın yaptıklarını yapar? Kaç kişi karısı veya kocasıyla seks hayatını bu kadar ortaya atar?

 

Ayşe Arman’ın bu yaptıkları yazarlık vasıflarını bir kenara bırakın her şeyden önce gurur duyarak tüm mahremiyetiyle ve tüm erotik taraflarıyla anlattığı ve aile olarak tabir edilen o mukaddes en özel kurumu yaralamaktır ve bu kuruma karşı büyük bir saygısızlıktır.

 

Ayrıca, kime ne Ayşe Armanın kocası ile olan seks hayatından…

Kime ne, onun çıplak vücudundan…

Kime ne onun aile için fantezilerinden…

Ve kime ne, çocuğunun özelliklerinden…

 

Kendini bir dünya Star’ı zannediyor galiba?

 

Türk aile örf ve adetlerinin yanı sıra dünyada en gelişmiş toplumlarda bile aile içi mahremiyet diye bir şey vardır.  Haydi onu da geçtik, bu kadar Hollivod aktristi var da hangi aklı başında Star bu mahremiyetlerini bu kadar konuşuyor?

 

Hiç birisi çünkü: Medyatik olmak için bunlara ihtiyaçları olmayan vasıflara sahip insanların yapacağı şey değil bunlar…

 

Hani Güben Ergen’in Atlas’ını, İbrahim Tatlıses’in İdo’sunu  medya hep merak ve takip eder ya işte, Ayşe Arman da bunlarla aşık atmaya çalışıyor gibime geliyor.

 

Bu kadar fıstık gibi kızlar dizilerde şarkı kliplerin de sere serpe soyunup sevişirken kime ne Ayşe Arman’ın cinsel hayatından ya da çıplak vücudundan…

 

Vallahi madem bu kadar bu işlere meraklı atsın kendini herhangi bir diziye orada bu yaptıklarını sanat adına icra etsin çünkü: Bu yaptıkları şu anda taşıdığı yazarlık vasıflarına pek uymuyor.

 

Abartı kendini kaybetmiş bir hakikattir…

 

Sanıyorum Ayşe Arman da bu abartılı hareketleri yaptıkça sözüm ona gündemde kalacak ya da sıra dışı olacak.

 

Hani böyle davranan tiplere sorduğunuzda cevap şudur “ bak ben kaç yaşındayım ama kendime güveniyorum” derler.

 

Halbu ki abartılı davranışların temelinde kendine güvensizlik yatar…

 

Ayrıca merak ediyorum: İnsan’ın tüm hayatını tüm mahremiyetiyle ortaya koymasından sonra kendine saklayacağı neyi kalır?

 

Hiç kusura bakmasın Ayşe Arman ve ailesi ama onların bu yaşamları,  aile yapısına bakış acıları Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan ailelerin bakış acılarından çok uzak. Daha geçen aylarda bir davada, evlendiği bayan bakire çıkmadı diye evliliğin iptalini isteyen erkeğin açtığı davada mahkeme evliliği iptal etti.

 

Siz çıkmışınız kocanızla öpüşürken çekilmiş fotoğraflarınızı aile kavramı adı altında yayımlıyorsunuz.

 

Lütfen akıllı olalım…

 

Birilerinin ego tatminleri değer yargılarımızı bu kadar da alaşağı etmemeli…

 

Bence Ayşe Arman acilen yazarlık kimliğini gözden geçirmeli.

 

Madem kendi yaptıklarından başka yazacak bir şey bulamıyor çünkü farklı konuları yazmak için zaman harcamak ve araştırmalar yapmak gerekir. Kedinden ve yaptıklarından başka yazacak bir şey bulamıyorsa o zaman yazarlık kimliğini bırakıp medyatik pozlar vermeye devam etsin.  

 

Evet, bir “ YAZAR” neden soyunur?

 

Gerçek şu ki, bir yazar soyunmaz bir yazar sadece “YAZAR” ve güzel hitabet yeteneği varsa konuşur. Ve bir yazar eğitim- bilgi- saygı- sevgi- ahlak adına toplumun faydasına işler yapar.

 

İşte bu yüzden kimileri yazıyor, kimileri çiziyor, kimileri söylüyor, kimileri eğitime hizmet eder…

 

Ve bazıları da, gerek fiziksel gerekse sosyal  “SADECE SOYUNUR”

 

www.sevdaturkusev.com

 

 

 

 

 

Ayşe Arman'dan özel pozlar

 

Hıncal mı haklı ben mi?
Ayşe Arman
24 .12.2009 / 09:49:21
HAYDAAA...

Sil baştan.

“Aşk için, seks şart değildir” diye yazan, o değil miydi?


Ben de teybimi kapıp ona gitmemiş miydim?

Yoksa soruları ben sormadım, röportajı da siz okumadınız mı?


İkimiz de seksin aşkla yapılması gerektiğini düşünüyoruz, burada hemfikiriz...


Röportajı açtım yeniden okudum, “Seviştiğim bütün erkeklere aşıktım” demişim, “Aşık olmadığım kimseyle sevişmedim” demişim, daha ne diyeyim?


“Seksin olabilmesi için aşk lazımdır”
diyorum, buna yürekten inanıyorum.


Ama...


Seks olmadan aşk olacağına da inanmıyorum.


Oysa, o röportajda Hıncal Uluç aksini iddia ediyordu.


“Seks olmasa da aşk bal gibi olur”
diyordu.


Arkadaşının sevgilisine aşık olduğunu, kimsenin ruhunun bile duymadığını söylüyordu.


Ona göre bu, aşktı.


Bana göre değil.


Bana göre bu, insanın kendi beyninde yaşadığı bir şey.


Benim aşk tanımıma göre aşk, iki kişilik bir şey.


Ve sadece el ele tutuşarak olmuyor.


Yani kısaca...


Biz röportajda şunu tartıştık:


Seks için aşk şart... Biz ikimiz de böyle düşünüyoruz...


Aşk için de bana göre seks şart, ona göre değil...


Ama Allah'ı var, müthiş röportajdı, soruları ben sorduğum için değil, cevapları Hıncal Uluç verdiği için... Pek çok erkeğin yaşadığı ama dile getiremeyeceği
itiraflar vardı, ülke gerçeği vardı... Son derece cesur anlatmıştı...


Fakat bir baktım, geçen günkü yazısında Hıncal Uluç bana, “Seks için aşka gerek yok” dedirtmiş...


Rica ederim...


Demedim efendim...


İtiraz ediyorum...


Böyle bir şeye kati suretle inanmıyorum.


Ve son olarak, hepinize aşk dolu sevişmeler diliyorum..!

 

Anne olduğunda utanırsın güzelim

 

NE fena medyanın bu “kötülük saçan” hali...


Her fırsatta, birilerine ne kadar geçirirsen, laf çakarsan, kötülük yaparsan, aşağılarsan, küçümsersen...


O kadar iyi öyle mi?


Değil işte!


Kötülük, kötülüktür.


Gelir seni vurur.


Bir gün, “Kötü kalpliler listesi” diye bir şey yayınlayacağım.


Hiç aklınızın almayacağı insanlar benim kötü kalpliler listemde yer alıyor.


Son olarak da Tuğçe Tatari.


Değer mi Tuğçe?


Hiç tanımadığın bir kadın hakkında böyle abuk sabuk bir yazı yazmaya?


Madalya mı takıyorlar?


“Uf acayip geçirmişsin Ayşe'ye, aferin sana!”
mı diyorlar?


Sırtını mı sıvazlıyorlar?


Bu tür yazılarla prim yapmaya çalışmak, hayır getirmez insana...

*


Beğenirsiniz beğenmezsiniz, benim için önemli olan bir kitap yayınladım ben.


“Alya, sevgilim ve ben... Bizim hikâyemiz...”


Geliri de LÖSEV'e gidiyor.


Tuğçe Tatari
de, önce aklınca kitabı anlatıyor sonra en alaycı ve yılansı haliyle ipe sapa gelmez sorularını sıralıyor.


*
“Hamilelik esnasında doktoru, ‘Seks yapmak yasak' dediğinde neler hissetti? Bu zorlu günlerin üstesinden nasıl geldi?”


Aklınca, bana “seks manyağı” demeye çalışıyor...


30 bin türlü numara yapmasına gerek yok ki, sözlü soran herkese söylüyorum zaten...


Evet seks manyağıyım, var mı, çok seviyorum seksi...


Benim için aşk kadar kutsal...


Bunun için de özür dileyecek halim yok...


Üstelik sizi bağlamıyor, sevgilimi ilgilendiriyor...

*


*
“Doğumdan sonra kaç adet pişmaniye yedi, kaç bardak su içti? Sağ memesinden mi sol memesinden mi daha çok süt geldi?”


En çok da bunlara üzüldüm.


Onun bu dalga geçmeye çalıştığı şey, lohusa kadınların bir rutini.


O satırları yazan kadın, henüz anne olmamış biri, inşallah olur, inşallah bebeğini emzirir, hangi memeden süt geldiğini bizzat öğrenir!


Çünkü gerçekten insan bebeğini kucağına alınca, tanrısal bir şey oluyor, birden o süt geliyor ya da gelmiyor.


Aptal bir yazıyla geçiştirilecek bir mesele değil yani.


Tüm bunları eskiden onun toyluğuna veriyordum.


Şimdi kötü kalpliliğine veriyorum.


Yukarıdakiler gibi daha bir sürü saçma sapan soru sıralamış...


Aklınca, benim hamilelikten bugüne kadar geçirdiğim süreçle dalga geçiyor.


Hadi erkeklerin bu konuyu küçümsemelerini anlıyorum, bilmiyorlar, hissedemiyorlar ama bir kadının bu tür şeyleri aşağılamasını, anlamak mümkün değil.


Yazık!


Emin olduğum tek şey, anne olduğunda benimle alay ettiği için utanacak!


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !