Cübbeli: Helal olan her şeye binerim-İZLE
Cübbeli Ahmet Hoca, Helal olan her şeye binerim deyince Altaylı krize girdi reklam arası vermek zorunda kaldı.
14 Aralık 2009 / 09:52

<_script /><_script /> <_script />FB.init("700da3fd2233ab2ed0450cbc64250c1f");<_script />
ENSONHABER.com/ÖZEL Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, dün gece Habertürk TV'de yayımlanan Teke Tek programına konuk oldu.
Hem izleyicilerin hem de Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın sorularını yanıtlayan Cübbeli Ahmet Hoca, bir izleyicinin gönderdiği soruya verdiği cevapla, Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'yı gülme krizine soktu.
HELAL OLAN HER ŞEYE BİNERİM
İzleyicinin Cübbeli Ahmet Hoca'nın 'hiç vaktim yok' sözüne gönderme yaparak 'Hiç vaktim yok diyor ama zamanında
jetskiye binmeye vakti olmuştu' sorusunu Ahmet Hoca'ya yönlendiren Fatih Altaylı, aldığı cevapla krize girdi.
İzleyici sorusuna 'Bayram tatili vardı 3 gün. Bayram tatil olmuyor mu? Biz bayramda ders vermiyoruz. Biz helal olan her şeye bineriz. Bizim haramla zorumuz var' şeklinde cevap verince Altaylı ve Bardakçı gülme krizine girdi.
REKLAMA GİDELİM Bİ KENDİME GELEYİM
Fatih Altaylı, 'Hocam ben burda bir ara vereyim. Bu lafın üstüne söylenecek bir şey yok. Sen helal olan her şeye binerim
deyince ben burda bir duracağım. Bir kısa reklam arası verelim bi kendime geleyim' dedi.
İŞTE ALTAYLI'NIN KOPTUĞU AN

Cübbeli: Helal olan her şeye binerim
|
Pakize Suda
Peçeli kız... Ateş gibi
08.11.2009 16:29:27 |
YER Eminönü.
Yılda birkaç kez çıkılan seferlerden birinde, bir kahve molasındayım.
Mekânın geçici sakinleri olarak, özellikle kadınlar, görünüşte çeşitlilik arz ediyoruz.
Tesettürlü kadınlar da var, blucinli genç kızlar da, yarı değil tam çıplak turistler de.
Derken kapıdan kara çarşaflı ve peçeli bir genç kızla erkek arkadaşı giriyor.
"Mozaik" tamamlandı!
Çarşaf ve peçeye rağmen gelenin genç kız olduğunu nasıl anladın diyeceksiniz. Öyle ya, ana-oğul olmadıkları ne malum!
Bakın, değil çarşaf, bir kadının (erkeğin de elbet) üstüne beton dökseniz yaşının belli olmaması diye bir şey söz konusu değildir.
Vücut dilini gizleyen bir örtü henüz icat edilmedi. Dolayısıyla karşımdaki "dil", "Ben gencim, yanımdaki de sevgilim" diyordu.
Yeri gelmişken...
Her gün yeni bir mucizeye imza atan estetik tıbbın ne yazık ki bu konuda yapabileceği bir şey yok. Duruşu, yürüyüşü gençleştiremiyor. Zaman içerisinde "ayvayı yiyen" eklemler yaşı ele veriyor. Bir kere oturup kalkması yeter insanın.
Eklem dediğiniz "canlı nüfus cüzdanı" adeta!
Bu hususta ortopedistlerle romatologlardan bir kıyak beklenmekte olduğunu duyurayım buradan. Vallahi paraya para demezsiniz arkadaşlar!
Fakat insanoğlu bu arada boş durmayıp kendi başının çaresine bakmakta elbet.
Nitekim yaş icabı oluşan ağrıların, şekil bozukluklarının, şişliklerin, "düşüp ayağı burkma", "spor yaparken lifleri koparma" gibi nedenlere bağlanarak karşıdakilere yedirilmesi yönündeki gayretlere sık sık şahit oluyoruz.
*
Şimdi esas konuya geliyorum.
Ben hayatımda peçeli kızın gözleri kadar güzelini görmedim!
"Mi acaba?" diye düşünüyorum.
Bakıyorum...
Kahverengi. Yani çoğumuzunki gibi.
Çok mu iri, kirpikleri çok mu uzun?
Yo.
Peki?
Sebebini hepimiz biliyoruz.
Rakibi yok o gözlerin.
Bırakın dudakları, göğüs çatalını falan; alınla burun bile yok.
Rol çalacak hiçbir şey yok.
Gözler bütün rolleri üstlenmiş.
Kâh dudak oluyor, kâh göğüs, boyun, bacak...
Gerçi gözlerin her durumda, yani "rakip"leri varken de, öne çıkacak yetenekte olduğu bilmediğimiz şey değil.
Marifetlerinden bizzat faydalanmışlığımız vardır hepimizin.
Yeri gelmiş sadece onlarla kavga etmiş, çağırmış, göndermiş, affetmiş, kızmış, yumuşamış, anlamış, sevişmişizdir.
Ama peçeli bir yüzdeki gözler sanki bütün bu yeteneklere sahip olmasa da olurmuş, "tek başınalık" yetermiş gibi geliyor.
Şöyle söyleyeyim, o peçe gözleri değil de sadece çeneyi ortaya çıkarsaydı mesela, "Böyle güzel çene görmedim" derdim büyük ihtimalle.
Bilmiyorum, "Az çoktur" desem buraya uygun düşer mi?
Sadede geliyorum.
Eğer kadının örtünmesindeki maksat karşı cinsi tahrik etmemekse, din önce peçeyi yasaklamalı bana sorarsanız.
Ne daracık blucinli kızlar, ne çıplak turistler... Hepimiz peçeli kızın gözlerine kilitlendik o gün.
"Ateş" gibi, "televizyon" gibi istemesek de dikkatimizi çekti durdu.
Bakın siyasi ve dini yönünü unutun... Sadece "bir giysi"den söz ediyorum şu anda.
Ve çarşafla beraber, gözleri açıkta bırakan peçeden daha seksi bir giysi bilmiyorum.
Sevda Türküsev
Umut Akyürek’in Sanat’a Ne kadar Saygısı Var?
Malumumuz üzere biz Türk milleti olarak her şeyi abartırız…
Her bir konura orantısız güç kullanırız. Gerek savaşta gerek barışta gerek teknoloji de yani kısaca aklınıza ne gelirse biz her konuda abartırız ama bu abartıların neticesinde kimse sonunda “acaba bunun bir zararı var mı” diye düşünmez.
Nasıl ki cep telefon kullanımın da, bilgisayara oyunların da, açılmakta saçılmakta, soyunmakta, estetik cerrahi de, botox- dolgu yaptırmada daha sıralayamayacağım o kadar farklı konularda ölçüyü kaçırmakta üstümüze yok.
Dün akşam Tiyatro daydım, Umut Akyürek ve Abdullah Şahinin başrollerinde oynadığı “ Gazino bülbülü” adlı oyundaydım. Oyun gerçekten güzeldi komikti zevke izledik tabi, Umut Akyürek’in olması seyirciyi biraz daha çekiyor.
Umut Akyürek de bir estetik eseri olarak Allah için güzel şarkıları “eh işte” diyebileceğiniz oyunculuğu ile oradaydı.
Fakat kendini “Angelina Jolie” benzeteceğim diye resmen hortlak gibi olduğunun farkında mıydı acaba?
Estetikli burnu, dolgu yanakları ve dudakları ile çok itici bir görünümü vardı. Birde en komik tarafı saçlarını aynı Angelina Jolie gibi sanki hiç taranmamış gibi salkım saçak bırakarak üzerinde abiye bir sahne elbisesi ile yataktan yeni kalkmış kadınlar gibi o sahneye nasıl çıkıyor hayret doğrusu…
Tamam, kendini Jolie’ye benzetmiş ama neticede sevgili Umut Hanım, sen Türk sanat müziği icra eden bir şarkıcısın Jolie ise bir film yıldızı. Sırf birine benzeyeceksin diye salkım saçak Türk sanat müziği icra etmen hiç de doğru değil.
Hatta bana göre icra ettiği sanata hakaret sayılır.
Üzerinde saten dekolte abiye gece kıyafeti gayet kibar bir konuşma üslubu ama saç baş dağınık.
Ayrıca Akyürek öncelikle zaten sesiyle gündeme gelmiş biriyken neden böyle birilerine benzeme ihtiyacı duyar acaba? Neden kendi üzerinde estetik ile bu kadar oynar ve henüz yaşı bu kadar gençken kendini bu kadar riske sokar?
Ajda Pekkan’ı hiç mi görmüyorlar?
Hiç mi doktorları dinlemiyorlar?
Akyürek ve birçoklarının bu ego tatminsizliği nedir?
Şöhret olmak demek bu olsa demek galiba…
Gözlerin iyice kör olup ne yaptığı ne de yapılanın nereye gideceğini bilmezden gelmek…
Tabi ki herkesi kendi kişisel seçimi ama birde şu var: Haydi hiçbir yeteneği olmayan ve kadınlığı ile bir yere gelmeye çalışanların amaçlarını anladık diyelim ama sesiyle- yetenekleriyle bir yere gelmiş kişilerin bu yollara başvurmaları asıl düşündürücü…
Ben Umut Akyürek’i işte icra ettiği sanat dalı sebebiyle eleştiriyorum…
Ama tabi, idealleri arasında sinema artisti olmak varsa onu bilemem. Yalnız gene de bir Türk sanat müziği sanatçısının derli toplu olması gerekir diye düşünüyorum. Sırf birilerine benzeyeceksin diye o güzelim sesini o muhteşem şarkıları salaş ve darmadağınık söylemek kimseye yakışmaz.
Ayrıca şunu da unutmamak lazım artık sinemayı bir tarafa bırakın Televizyon dizilerinde oynamak için bile soyunmak- öpüşmek- sarılmak- koklaşmak gerekiyor.
Ya da, pop- türkü- arabesk veya her hangi bir tür müzikle çok popüler ve ünlü olmak için bayağı bir açılmak gerekiyor. Kadınlığın ve cinselliğin ön plana çıkarıldığı kıyafetler giymek ve klipler çekmek gerekiyor.
Bence çok popüler ve meşhur olmak isteyenlerin ya icra ettikleri sanat dalını yaralamadan yollarına ölçüler nispetinde devam etmeleri ya da Türk sanat müziği gibi tarihi olan saygın bir müziği icra etmekten vazgeçmeleri gerekir.
www.sevdaturkusev.com
|
Pakize Suda
Gözlerim yaşardı
13.12.2009 19:09:50 |
MAHSUN Kırmızıgül'ün senaryosunu yazdığı Gecenin Kanatları'nı henüz izlemedim.
Ama çıkan eleştirilerin hemen hepsini okudum.
Filmin özetle, "Siyaseti boşver, yaşamana bak" dediği konusunda neredeyse herkes
hemfikir.
Ve bu yüzden filmi başarısız buluyor hepsi.
Görmediğim filmin savunmasını yapacak değilim. Zaten herkesin birden mesajı yanlış
algılamış olması mümkün değil.
Benim takıldığım nokta başka.
"Siyasete teşvik edilme arzusuyla yanıp tutuştuğumuzu" bilmiyordum.
Başyazarların bile "magazin"e çekilmeye çalışıldığı...
"Siyasetsever" genel yayın yönetmenlerinin görevden alındığı...
Bütün köşe yazarlarının gittikçe "hafiflediği"...
Genel yayın yönetmenlerinin, "okurun siyaset okumak istemediği" kanısında olduğu...
Siyaset yazanların "ek yazarları" kadar itibar görmediği...
Durumu kısaca "Vur patlasın, çal oynasın" şeklinde özetlenebilecek basının,
filmlerden "siyaset güzellemesi" bekliyor olması karşısında gözlerim yaşardı sadece.
Gülmekten.
Değdi mi değmedi mi
HAZIR söz filmlerden açılmışken aylardır sürüp giden şu meşhur "sevişme sahneleri"
konusuna da girelim.
Amanın, böyle uluorta "sevişme sahnesi" demem ayıp kaçmasın!
Maazallah, okurun ahlakını bozmuş olmayayım da!..
Bakın sevgili okur, laf ağzımdan çıktı ama vallahi dilimin altında yastık vardı!
Ne bu be!
Bir yastık mevzuudur gidiyor!
Hayır, anlamadığım, koruduğumuz "seyircinin ahlakı" mıdır, yoksa "oyuncunun namusu" mu?
Seyirci yastığı görmediğine göre derdimiz önce oyuncunun namusu herhalde.
Aman kızım bak doğruyu söyle, adamın bedenini bedeninde hissettin mi?
Bak, bu ülke namusu için yaşıyor, ona göre!
Türk kızları sevişmez!
Sizi seyreden gençlerde yanlış kanaat oluşmasına neden olursunuz sonra!
"Sevişilecek" komutunu alır, topluca tişörtleri sıyırıverirler!
Bu vebalin altından kalkamazsınız!
Aslında yapımcılar kesenin ağzını açıp sevişme sahneleri için Sharon Stone'u getirmeli!
Seyirci, "Bu Sharon Stone'dur" deyip ahlakını muhafaza eder!
Bir daha soruyorum, "değdi mi değmedi mi?"
Yastık pofuduk muydu?
Ben sizi bilirim, pide gibi bi yastık koymuşsunuzdur!
Fırsattan istifade tahrik oldunuz di mi!
Ay fenalık geldi, aynı zamanda kafam karıştı; biri bana hangi devirde olduğumuzu
söylesin!
Bu konu hakkında "karşı yorum"da bulunmak bile abesle iştigaldir ama yaptım bir kere.
Bi rahat bırakın insanları, işlerini yapsınlar!
Ha, basının işi de "kurcalamak" diyeceksiniz... İyi. Ama bir ara Haydar Dümen'e
uğrasınlar derim yine de.
MIŞ/MUŞ* Farenjit teşhisi konan kadın, domuz gribinden ölmüş.
Doktor dediğin teşhisi koyar, hastanın neden öleceğine karışmaz!
* İsveç'te 20 yaşındaki genç kız, reklam için kamera önünde orgazm olmuş.